Love, Death & Robots Antolojisi

Bir süredir merakla beklenen animasyon antolojisi olan Love Death & Robots, aybaşında Netflix’e eklendi. Başta animasyon severler olmak üzere, bilim kurgu ve fantastik sever herkesin aklını başından aldı. Love Death & Robots adından yola çıkarak bu üç temayı en az birini kullanan 18 animasyon bölümden oluşuyor. En uzunu 17 dakika en kısası 5 dakikalık bölümlerden oluşan, her bölüm ayrı ekip ve ayrı animasyon teknikleri kullanılarak yapılmış.


Projenin başında ise Seven, Fight Club gibi kült filmlerin yönetmeni David Fincher ve Deadpool ile tanınan Tim Miller bulunuyor. İkili Netflix’den önce bir çok stüdyo tarafından reddedilmişler. Netflix’in son dönemlerde ki iyi işi olmasının ötesinde en cesur işi de sayılabilir. Son dönemlerde içerik olarak -doğal olarak- young adult içerikleri öne çıkaran platform, Love Death & Robots ile yetişkinlere yönelik içeriğe yöneliyor.

Seçkinin çok başarılı hatta başyapıt seviyesinde bölümleri olması gibi çok fazla tekrara düşen hatta sönük senaryolu bölümleri de mevcut. Tek tek bölümler üzerinden çıkarım yapmadan beğendiğim ve üzerinden konuşulan bölümlere şöyle bir bakalım.

Bundan sonrası acayip spoiler içerir.

“The Witness”

The Witness izleyiciler tarafından çok iyi yorumlar aldı. Yönetmen koltuğunda Spider-Man: Into the Spider-Verse ile müthiş sükse yapan Alberto Mielgo’nun olmasının da payı yüksek. 12 Dakika süren bu bölümde bir cinayete tanık olan bir dansçının katil ile olan kovalamacasına şahit oluyoruz. Oldukça abartı olan cinsellik kullanımını, kafa karıştırıcı sonu ama bunu işlerken başvurduğu sokaklarda dehşet verici, anlamsız bir şekilde koşan kadının gereğini anlamak zor. Bölümün bu kadar övülmesinin başlıca sebebi olan finali ise aslında ilk sahnede ipucunu veriyor ve çok da şaşırtmıyor.


“Three Robots”

Açık ara dizinin en komik bölümü. İnsanlık kıyamet sonrası helak olmuş ve post-apocalyptic bir dünya da üç robot turistik bir geziye çıkıp etrafını tanımaya çalışıyor. Doğal olarak her şeyi yanlış anlıyor ve tanımlıyorlar. Üç robotunda bir birinden ayrı mizah anlayışı bölümü farklı bir noktaya çıkarıyor. Başlı başına bir film olsa izleyecek bir yaratıma sahip olan bölüm oldukça ironik bir son ile bitiyor.

“Good Hunting”

Açıkcası benim en çok sevdiğim bölümlerden biri Good Hunting oldu. Bir bölüm hariç bütün bölümler çeşitli hikayelerden uyarlama. Good Hunting, üç Hugo Award ödüllü yazar Ken Liu’nin aynı adlı öyküsünden uyarlanmış. Folklorik bir Çin geleneğinden Steampunk bir geleceğe uzanıyor. Tilki ruhlu -sanayileşme neden ile değişim geçirmeyen- Hulijing ile bir Hulijing avcısının -mucit- oğlunun arasında ki dostluğa dayanıyor. Diğer bölümlerin aksine fütüristik çizgilerden uzak ayrı bir yere koymak lazım.

“Beyond the Aquila Rift”

Beyond the Aquila Rift, animasyon olmayacak kadar gerçekçi bir yapım. Black Mirror’in bir bölümü gibi duran film Alastair Reynolds’un aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanmış. Bir rota hatası nedeni ile bulundukları bir yerden Aquila Yarığın ötesinden çok uzaklara süreklenen bir gemi mürettebatının başından geçenleri anlatıyor. Uyandıkları yerde Kaptan Thom’un eskiden tanıdığı Greta’yı görmesi ile olaylar gelişir. Bazı noktalarda olayın bir döngü ve simülasyon olduğu seyircinin gözüne çok sokulduğu gibi gereksiz uzun seks sahnesi de bölümün enerjisini alıp götürüyor.


“Lucky 13”

Dizinin en gerçekçi bölümlerinden biri de Lucky 13 ve bölümler arasında gerçek bir oyuncu ile oluşturan tek bölüm. Pilot Colby rolünde Orange Is the New Black’s dizisinden tanıdığımız Samira Wiley var. Hikaye oldukça klişe bir konu olan bir araç ile onu kullanan kişi arasında ki bağa dayanıyor. 13 adı verilen bir uçak çaylak pilot Colby’e verilir. Bütün donanma tarafından şansız olarak bilinen bu uçak ile Colby apayrı bir bağ kurar ve şansız olan uçak artık Lucky 13 olarak anılır. Final Fantasy: The Spirits Within esintileri bulunan bölüm gerilimi oldukça iyi kullanan bir anlatıma sahip, es geçilmemesi gereken bir bölüm.

“Sonnie’s Edge”

Netflix, dizinin bölümlerini 4 farklı şekilde rastgele -izleyici geçmişine göre- izleyicinin önüne geldiği açıkladı ama bütün çeşitlemeler Sonnie’s Egde ile başlıyor. Açıkçası bunun sebebi belli oluyor. Bütün bölümler üzerinde etkili olan realist animasyonun yanı sıra her bölümde işlenen cinsiyetçilik ve şiddeti ilk bölümden bütün dozları ile veriyor. Oldukça başarılı bir dövüş sahnesinin yanında, epik bir son ile bitiyor.

“Zima Blue”

Zima Blue, bir çok kişi tarafından dizinin en iyi ve en sağlam bölümü olarak adlandırıldı ki bunu da tam olarak da hak ediyor. Diğer bölümlerin aksine derin bir felsefi ve sanatsal bakış açısı ile yaklaşıyor olaya. Zima adında bir sanatçının sanatının zirvesine varması ve müthiş bir geri dönüşü ile sanatını bitirmesini konu alıyor. Konusuna layık olarak Picasso tablosundan fırlamış gibi duran Hiper-Stilize bir animasyon tekniği çekilen bölüm, öze ve basitliğe övgü ile bitiyor. Kusursuz bir varlıktan sıradan bir makineye dönüşü ve başlangıca dönüşü temsil ediyor.

Bunların dışında Love, Death & Robots bazıları doruklarda dolaşan bölümleri yanında sönük kalan bölümleri de mevcut ama yine de izlenmeye değer bir animasyon seçkisi sunuyor. Buradan anlatılanlar dışında “Helping Hand”, “Suits” gibi adından söz edilmesi gereken bölümleri de gözden kaçırmamak lazım. Şimdilik 2. sezon için bir durum belli değil ama bu ilgiden sonra 2. sezonu da beklemek hayal kırıklığı olmaz sanırım.