Fleabag: Cüretkar Bir Başyapıt

Britanya topraklarından çıkan bir dizi başyapıtı, bütün bildiklerinizi geride bırakın ve kendinizi Londra’lı bu kadının kollarına bırakın.

O malum palyaço hikayesini bilirsiniz. Hani bir adam doktora gider ve çok mutsuz olduğunu söyler, doktor da şehre bir palyaçonun geldiği ve onu görmesini tavsiye eder. Adam yapıştırır cevabı; Doktor Bey o palyaço benim. Şimdi bunun olayla ne ilgisi var diye bilirsiniz lakin çok alakası var.

İngiliz 33 yaşında ki Phoebe Waller-Bridge’nin 2013 yılında Edinburgh Fringe Festivalin’de tek kişilik oyunundan dizileşen Fleabag’i anlatacam size. Aslında bu dizi hakkında epeydir bir şeyler söylemek istiyordum. İlk önce BBC 3’de gösterilen dizi Amerika’da Amazon Prime’da gösterilmeye başlayınca büyük bir ilgi ile karşılandı. İngiliz komedi tarzının zirve noktalarında dolaşan Fleabag’ın ilk sezonu 2016 yılında 6 bölümden 26 dakikalık bölümlerden oluşuyor. Şu sıralar 2. sezonu gösterilen dizinin birinci sezonunu analım.

İlk sezon boyunca Fleabag, tiyatro unsurlarına sadık kalan orta yaşlarda Londra’lı bir kadının alaycı, yürek burkan, eğlenceli ve oldukça cüretkar bir hikayesini anlatıyor. İş hayatında başarılı, alkolik bir koca sahibi ablası Claire, çocukları ile arası iyi olmayan babası, olayları çok iyi şekilde manipüle eden üvey annesi ile çevrilmiş bir hayat.

En yakın arkadaşı olan Boo’un ölümünden kendini sorumlu –sorsan intihar olduğu söyleyecektir- tutuyor. En yakın arkadaşını kayıp etmenin ötesinde aynı zamanda birlikte işlettikleri Gine domuzu temalı kafenin de sorumluğu üzerinde. Ama kafe işletme konusunda çok başarılı olduğunu söylemek zor, müşteri için marketten hazır risotto alıp mikro dalgada pişirecek kadar da üşengeç. Kafe için kredi başvurusu da büyük bir yanlış anlama ile sonlanınca maddi olarak dibi görüyor.

Cüretkâr bir hikaye bu, hatta ahlaksız. Bu durum bizi rahatsız etmesi gerekiyor lakin biz de samimi bir yan bırakıyor. Uzun süreli sevgilisi Harry’i canı sıkıldığında terk ediyor. Harry, her terk edilişinde bütün evi temizlemek gibi bir huyu var. Fleabag, bazen sırf bu nedenden dolayı Harry’i terk ediyor. Hem evi temizletiyor, hem de otobüs gördüğü bir dişlek ile ilişki yaşamayı da uygun görüyor. Obama’ya bakıp mastürbasyon yapan, sevgilisine vajinasının fotoğraf atan “cüretkar” ve “ahlaksız”. Sürekli olarak dördüncü duvarı delerek seyirci ile sohbet halinde. Bu durum tabi ki diziler özelinde ilk değil ama burada müthiş işliyor. Gözlerini büyüterek, olacak olaylara öngörü verirken seyirci ile sakin işleyen bir irtibatı var.

Dizi de ki erkek karakterler kötü ve acımasız. Kafeye gelen bir müşteri hiç sipariş vermeden bütün cihazları şarj ediyor mesela. İlişki kurduğu erkekler duygusuz, ablasının kocası çıkarcı, babası bencil. Ablası ile gittikleri bir kurs da/eğitimde kadınlara susmaları ilk emir olarak öğretilirken katılan erkeklerden ise daha çok bağırmaları öğütleniyor. Gerçi Fleabag, hiç bir zaman tamam bir feminist de olamayacak.

Tam bir durum komedisi desek de aslıda ortada ciddi dram var. Flaebag bizi güldüren palyaço ama bütün her şeyi de batırmış durumda. Bir taraf da Boo’nun ölümünden kendini sorumlu –dediğimiz gibi kendisi intiharı tercih ediyor– tutuyor. Ablası ile arası bozuluyor, üvey annesi bütün gücü ile üzerine geliyor ve her şekilde geri dönen Harry artık hayatından uçmuş durumda. Açık ara dizi tarihinin en zirve sezon finallerinden birine tanık oluyoruz. Umut varsa hayat hala var mı veya hala iyi erkeklerde var mı.

Fleabag belki size ahlaksız, cinsiyetçi gelebilir. Ama hakkında düşündüğünüz bütün yargılarınızdan kurtulmuş olarak 6 bölümden çıkmış oluyorsunuz. Dizi tarihin en sert ama en samimi bölümü ile açılıyor ve ne izleyeceğinizin ön gösterimi yapıyor. Üç yıl sonra gelen ikinci sezonu için ayrıca zaman ayırırız. Hala denk gelip tanışmadıysanız bu yazı belkide iyi bir fırsat olabilir.