The Little Drummer Girl: Casus Belli

İsrail ve Filistin savaşı, bir tiyatrocu, casuslar ve terösizm. Bunlar John Le Carreé romanında buluşuyor ve Park Chan-Wook tarafından unutulmaz bir mini diziye dönüşüyor.


John Le Carré’nin 1983’de yayınlanan romanı The Little Drummer Girl’in bu ilk uyarlaması değil. İngiliz casusluk romanları yazarı olan Le Carre’nin Türkçeye Trampetçi Kız olarak çevrilen romanı 1984’de George Roy Hill’in yönettiği Diane Keaton’ın oynadığı bir filme konu oldu. Bu filmin kitabın hakkını verdiği söylenemez. 34 yıl sonra AMC ve BBC ortak yapımı olarak 6 bölümünden oluşan mini dizi olarak bu sefer beyaz cama geldi.Yönetmen koltuğunda OldBoy, The Handmaiden gibi ikonik filmleri ile tanınan Koreli Park Chan-Wook var.

Film, casusluk filmi değil. Bir türlü olamıyordu. Park, ise kitabı aslına has alarak bir casusluk öyküsü ortaya koyuyor. Tiyatro ve casusluğun iç içe girdiği, geniş bir coğrafyaya yayılan ve yetmişlerin sonu seksenleri başını içeren bir diziye dönüyor. Dönem için -hala- ince bir mevzu olan İsrail-Filistin meselesini çok da eğip bükmeden hakkını vererek üstesinden geliyor.

Dizinin hikayesine gelince; 1979 yılının Batı Almanya’sının Bonn kentinde İsrail’i bir ateşenin evine bombalı saldırı oluyor ve ateşenin küçük oğlu ölüyor. Olayı araştırmak için İsrail’i casus Martin Kurtz Batı Almanya’ya geliyor. Kısa süre içerisinde olayın daha önce bir çok saldıraya sebep olmuş Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı, başında Khalil adından birinin olduğu bir grubun işi olduğu anlaşıyor. Bu grubun amacı diaspora da bulunan Yahudilere saldırarak düzenleyerek kendilerince davalarını sürdürmek. Bonn’da yapılan saldırı batılı bir kadın tarafından yapılıyor ve bu kadının FKÖ üyesi Salim’i (batıda Michel adı ile biliniyor) sevgilisi olduğu anlaşıyor. Kurtz, bu yapılanma ile mücadele etmek için tek çıkar yolun aralarını birini sokmak olduğu düşüyor.

Martin Kurtz’un dikkatini ise Charlie adından bir İngiliz tiyatro oyuncusu çekiyor. Charlie, Londra yaşayan küçük bir tiyatro da William Shakespeare’in Size Nasıl Geliyorsa adlı oyunu sergileyen, dönemin uygun sol politikalarını benimseyen bohem bir kadın. Charlie’nin de bulunduğu tiyatro grubu bir hayırseverin katkısı ile Yunanistan’a davet ediliyor. Burada grup gizemli bir adam ile tanışıyor ve Charlie bu adamın peşinden gitmeyi kabul ediyor. Bu adam İsrail casus Gida Becker. Yunanistan kumsallarından görkemli akropolise uzanan bu gezi Atina’da bir evde son buluyor ve karşımıza Martin Kurtz dikilerek Charlie’li karşılayıp bu “oyunun yazarı, yönetmeni ve yapımcısı benim” olarak kendini tanıtıyor.

Martin Kurtz’un her şeyini yaptığı bu oyun ne peki.. Charlie, daha önce Salim’in bulunduğu bir foruma katılması Kurtz’un dikkatini geçiyor. Casusluk da biraz oyunculuk gerektirir ve Charlie gerçekten iyi bir oyuncu ve hatta iyi bir yalancı. Amaç, Charlie’yi Salim’in sevgilisi olarak FKÖ içerisine sokmak ve böylece bu örgütü içeriden çökertmek. İsrail eski asker olan ve uzun süredir bu işlerden elini eteği çekmiş olan Gida Becker’in görevi ise onu bu kurguya hazırlamak. Böylece Gida, (dizinin iki bölümünde beş adı var) Salim rolünde Charlie ile Avrupa’yı gezerek bütün senaryoyu baştan canlandırıyorlar ve böylece Salim ile batılı sevgilisinin arasında oluşan aşkın bir benzeri Gida ile Charlie arasında oluşuyor.


Dizinin, ilk bölümleri romanın da etkisi ile de karışık ve anlaşılmaz. Ama belki de dizinin en güçlü yanlarından biri de bu. Bütün öykü dizinin tamamını çok iyi sarmış durumda ve yavaş yavaş açılıyor ve anlam verdikçe Kurtz’un yazdığı kurguya dahil olup anlam veriyorsunuz. Dizi de, Filistinlilere daha yakın duruyor. İki ana Filistinli karakter var bunlarda kendi taraflarından olayları anlatıyor. Yani İsrail-Filistin mevzusunda kendi yaşadıkları var ve bunları konumlandıkları bir yer var. İsrail’i casuslar olarak görüyoruz ama onların bu olay nasıl baktığı neler hissettikleri pek bilmiyoruz. Daha ketum ve sertler.

Park Chan-Wook’un harika bir iş çıkardığını söylemek lazım. Park,hikayenin dramatize olduğu, ritmin düştüğü anlarda kendi tarzına göre ayağa kaldırmayı çok iyi beceriyor. Ayrıca, bir casusluk filminin vazgeçilmesi olan gözetleme, soruşturma ve askeri eğitim sahnelerinin de ayrı bir atmosfer yaratmayı başarıyor. Bazı sahne seçimleri ise yenilik niteliğinde. Kaotik bir yakalama sahnesinin uzaktan sabit bir kamera ile çekmesi veya Charlie’nin Gida ile ilk yakınlaşmasında gözünün içinde anlık ruh haline dışarı vurması gibi. Dönemin Münih’i, Lübnan’i, Londra’sı Atina’sını çok başarılı resim ediyor ve ortaya çıkan renkler çok başarılı.

Park Chan-Wook’ın burada ki en büyük yardımcıları da oyuncu kadrosu. Charlie rolünde ki Florence Pugh resmen döktürülüyor. Gida’nın peşinden giden neşeli, sıcakkanlı kadını, Avrupa gezen hippiyi, Lübnan da eğitim alan militanı sırıtmadan üstesinden geliyor. 22 yaşında ki oyuncu çok olgun bir iş ortaya koyuyor ve bundan sonra adı çok duyulacak ve aranacak bir isim olacağı net. Martin Kurtz’u ise Amerika’nın yaşayan en büyük oyuncularından biri olan Michael Shannon var. Kıvırcık tuhaf saçları ve kocaman gözlükleri ile karikatürize bir tipi yavaşladığı zamanları da olsa başarı ile üstesinden geliyor. Pugh, kadar sürekliliği olmasa da alta da kalmıyor. Bu üçlünün en zayıf halkası ise Gida Becker rolünde olan Alexander Skarsgård, gizemli adam ile başlayan rolü sonralara doğru dağılsa da, Skarsgård çok tek düze ve donuk kalıyor.

The Little Drummer Girl, doğal olarak John Le Carré’nin başka bir romanından uyarlanan The Night Manager ile kıyaslandı ve çoğu karşılaştırmada The Night Manager daha önde görülse de bence ikisi de televizyon için çok yenilikçi ve ilgili hak ediyor. Diziyi Türkiye’de Blu TV üzerinden izlenebilir durumda. Dizi orijinal olarak 6 bölüm olsa da Blu Tv 8 bölüm olarak yayınlıyor.