Vampire Weekend: Father of the Bride

Father of the Bride, grubun bundan önce çıkardığı Modern Vampires of the City seviyesinde değil belki ama ona çok uzakta değil. Father of the Bride, maceracı, tuhaf, neşeli ve kuşkusuz tanıdık bir Vampire Weekend albümü.

Vampire Weekend adını ilk duyduğum zaman, mesafeli davrandığı mı hatırlıyorum. 2008’de ilk albümü yayınlandığında etraf vampirli kitaplardan,dizilerden, filmlerden geçirmiyordu. Vampire Weekend’de bunun müzik ayağı gibi düşündüğümü hatırlıyorum. İyi ki bu kötü algı New York’lu grup ile tanışmama engel olmamış. Ezra Koenig öncülüğünde ki grubun 4. albümleri Father of the Bride mayıs ayı başında yayınlandı. Albümün gelmesi 6 yıl sürdü. Bu uzun bir süre. İlk üç albüm sonrası burada kalmaları bile yıllarca hatırlanmaları, festivallerde önlerde yer almaları için yeterli olacaktı. Father of the Bride ile de hak ettikleri yer olan bir numaraya yerleştiler.

Albümün bu kadar uzun sürmesinde şüphesiz Ezra Koenig’in müzik dışında başka uğraşlar edinmiş olması da etken. Albümün 1 yıl önce çıkması bekleniyordu. Koenig bu sırada dikkatini Netflix için bir anime dizi yapmak için harcadı lakin bu konuda çokta başarılı olamadığı gördük ve asıl sahasına geri döndü. Father of the Bride, grubun bundan önce çıkardığı Modern Vampires of the City seviyesinde değil belki ama ona çok uzakta değil. Father of the Bride, maceracı, tuhaf, neşeli ve kuşkusuz tanıdık bir Vampire Weekend albümü.

Albüm 18 şarkıdan oluşuyor ve 58 dk sürüyor. Uzun bir yolculuğa çıkıyoruz ve bir çok durağa uğruyoruz. Albümün liste başı This Life, en çok sevilen şarkı oldu. Oldukça akıcı bir şarkı.. Albüm içinde en ayrık duran şahsen benim favorim olan karşı “Sunflower”. 70’lerin prog rock tınıları taşıyor. Dile dolanan “boo-ba-doo-ba-doo” kısmı ve koro eşliğinde geçilen şarkı Vampire Weekend için bir ilk olabilir. Şarkıda Steve Lacy düetini de unutmak lazım.

Sunflower dışında 18 şarkı içinde beş şarkı düetlerden oluşuyor. Üç şarkıda HAİM grubundan Danielle Haim’in sesi var. Albüm bir çok tarz arasında gidip geliyor. “Unbearably White” afro-karayipli tınıların da dolaşırken, “Spring Snow” da ise latin tınılarını duyuyoruz. “Married In A Gold Rush” ise Danielle Haim ile yapılan en akıcı ve tanıdık şarkılardan biri.

Bu kadar beklemeye değer miydi.. Bunun cevabı herhalde herkese göre değişir. Ekip tam olarak bıraktıkları yerin üzerine çıkmıyor ama oradan da yokuşa vurmuyor. Biraz uzun bir albüm, belki dağınık lakin beklentileri karşıladığını söylemekte yanlış olmaz. Vampire Weekend’i bu yaz daha çok duymaya devam edeceği ve daha çok festivalde önlerde yer alacaklar.