Chernobyl: Kara Propaganda Ürünü Mü?

Dizinin artından bir tartışma aldı yürüdü. Bu sefer tartışma konusu diziden çok Çernobil’in konumu ve neler hissettirdiği üzerineydi. Bunu tartışmak normal, lakin dizi üzerinden tartışmak ne kadar normal..

Chernobyl dizisi bitti lakin tartışması baki kaldı. Artık tartışma dizinin iyi mi kötü mü olduğundan tamamen saptı ve propaganda-kara propaganda eksenine kaydı. Gerçekten bunu -dünya olarak- nasıl becerdik şaşırmamak elde değil. Dizinin anti komünizm propagandası yaptığına dair oldukça zorlama okumalar dolaşıyor etrafta. Bununla ilgili ilk sebep hiç kuşkusuz dizinin “belgesel” katına çıkarılması ve ele aldığı bazı olayların gerçek olmadığı veya çarpıttığı şeklindeydi. Dizinin yaratıcıları belgesel çektiklerini söylemediler. Dizinin senarist Craig Mazin, olabildiğince doğrulara sadık kaldık diyor. Keza diziye yönelik çoğu eleştiri de dizinin olayları doğru anlattığı yönündeydi. 

Burada unutulmaması gereken en mümin konu bunun bir -eserde olsa kurgu- dizi olduğu ve bu tür yapımların seyirciye bir şey anlatma, seyirciye bunu satmak zorunda olduğu gerçeği var. Eşyanın tabiatı gereği Chernobyl bu yollardan geçiyor. Tabi ki yapım Amerikan yapımı ve Sovyetler Birliği zamanına iniyorsa bir kesim tetikte durumu beklemeye başladı. Buradan oldukça zorlama okumalar ortaya çıktı. Burada asıl konu dizi Çernobil felaketini gerçekten sosyalizme yüklüyor mu. Açıkçası bunu direk diziden almak zor, tabi kafanızda bunu kurmak istiyorsanız, çıkarım yapabilirsiniz. Bununla birlikte bu kötü, Çernobil kabulümüz ama Fukuşima’da kapitalizmin sonu olabilir mi. Açıkça birinin acısı/felaketini diğer bir acı/felaket ile karşılaştırma ayrıca komik duruyor.

Sovyet yetkililerin kazanın gerçek boyutunu gizlemeye çalışmaların anlatılması apayrı bir tartışma konusu oldu. Buradan yola çıkan liberal kesim direk sosyalizm karalaması yaparken, sosyalistlerde olayı/tartışmayı WikiLeaks, Panama Papers ile sizlerinde neleri gizlemeye çalıştığını biliyoruz noktasına kadar taşıtı. Açıkçası tartışmanın buralara varması mevzu değil. Sonuçta bu iki cenah çoğu zaman karşı karşıya geliyor. Mevzu olan bunların dizi üzerinden yürütülmesi. “Batı basını” olaya bu kaza sosyalistler yüzünden geldi derken, diğer taraf sizin de neler yaptığınızı biliyoruz şekline büründü. Çernobil yüzünden dünya üzerinde 20 bin kanser vakası varsa, Marlboro yüzünden 1 milyon kişi var gibi noktalara taşındı. 

Diziye dönersek “bu gerçekleri gizleme boyutu”nun çok fazla dramatize edilmediği açık. Sovyetlerin kazadan sonra 2 gün boyunca yayın yapmadığı, halka bilgi verilmediği ve tahliye işleminin de kazadan 38 saat sonra yapıldı bilinen gerçekler. Gorbaçov, 2014 yılında National Geographic belgeselinde “sağlıklı bilginin” bürokrasiyi geçip merkeze ulaşamadığı söylüyor. Dizide, santral müdürü Bryukhanov’un Gorbaçov’a haber verilirken 4–5 kişi daha sayması şeklinde bu merkeze giden bürokrasiyi görüyoruz. Bir diğer gerçek ise Sovyet sanayi endüstrisinin kusursuz işlediğine dair boş öz güven. Bunu da dizi de bir RBMK reaktörü nasıl patlar şeklinde görüyoruz. Uzun lafın kısası dizi bu “gizleme” hadisesini en bilinen biçimde anlatıyor. 

Legasov’un Çernobil’i Hiroşima ile kıyaslamasını da ayrıca konuşuldu. Burası için insan eli ile yapılan Hiroşima sıradan bir olay gibi küçültülüyor bu eleştiler yapıldı. Hiromişa, nükleer canilik açısından en bilineni. Burada Legasov hem çevresinde bulunanlara hem de seyirciye ne ile karşı karşıya olduklarını anlatmaya çalışıyor. Buradan çıkıp da orada şu kadar burada bu kadar insan öldü diyerek yarıştırmak ile yine senin felaketin benimki döver noktasına geliyoruz ki sağlıklı bir şey değil.

Dizinin kara-propaganda olarak öne sürelen çoğu sahnesinde bir “ama” var. Mesela kurgu karakter Ulana Khomyuk’un Belarus parti lideri gidip şehri tahliye etmesini istemesi ve ret cevabı alması. Khomyuk’un “ben bilim insanıyım, sense önceden ayakkabı fabrikasında işçiydin” diyerek hor görmesi ve muhatabının, “Evet şimdi başa geçtim. Dünyadaki tüm işçilerin şerefine!” şeklinde cevap vermesi. Buradan sosyalizm devlet düzeni ve bürokrasi eleştirisi almak mümkün, ama bu durumu her ülkede olacak bir şey gibi almak çok daha yerinde. Keza dizinin bilim-bürokrasi çatışması son bölümde çok daha vurgulanıyor.

Dizinin, devletin ortaya koyduğu reaksiyondan daha çok halkı seyirciyi odaklama gayreti var. Felaketin içerisinde ki insanların hikayeleri, Sovyet halkının seçimleri var. Üç gönüllü balık adamın gerekli olduğu sahnede, önce Legasov gönüllü olacak kişilere terfiler ve para ödülünün verileceğinden söz eder. Kimse buna gönüllü olmaz. Şerbina çıkar ve bunun insanlar için gerekli olduğu söyler ve üç gönüllü bulunur. Bu diziye kadar bilinen algı, Sovyet’lerin evlatlarını göz göre göre ölüme gönderdiği şeklindeydi. Burada ise bir gönül,kahramanlık hissi veriliyor. Keza aynı hissi madencilerin tünel kazdığında veya çatının el ile temizlenmek zorunda kaldığında da alıyorsunuz.

ABD film sisteminin pragmatik doğruları var. Film içinde bir kahramanlık yaratılır ve izleyicinin bunun peşine takılması sağlanır. Burada Craig Mazin, olayları doğru anlatmak desturu ile bir kişiyi öne çıkarmıyor. Herkes bu felaket için fedakarlık yaptığını anlatıyor. Olay Şerbina, Legasov ve Khomyuk’a daha çok yer verse de bir çok yan hikaye ile diğer kahramanlara da saygı duyuyor. 

Tabi ki bütün anlatılanlar bire bir ilerlemiyor. Mutlaka ki asıl olanın yönünün değiştiği yerler veya farklı tutumlarda oluyor. Bunları bütüne yaydığınız da büyük bir yön değişikliği görmüyorsunuz.

Bu karşı örnekler ve bunlara verilecek cevaplar çoğaltılabilir. Diziye bu şekilde okuma getiren çoğu kişi “hayal kırıklığı” yaşadığını da kabul ediyor ve dizinin kara propagandadan yeteri kadar arındığı da kabul ediyor. Burada asıl sorun dizi bütün sorunu sosyalist Sovyetler Birliğine yükleyip yüklemediği ve bu vaka sosyalist bir ülkede değil de kapitalist bir ülke de olsa bu kadar konuşulup konuşulmayacağı. Tabi ki burada öne sürelen ilk felaket Hindistan’da meydana ABD bir şirketin sebep olduğu Bhopal felaketi. Ve yine bir senin felaketin benimki döver durumu. Bhopal’ın bu kadar konuşulmaması -ki yeteri kadar konuşuluyor- yerel bir felaket olması, Çernobil’in ise çok daha fazla ülkeyi ilgilendirmesi ve yıllarca tartışılan nükleer enerji üzerine olması olabilir. Tabi ki Çernobil’in Sovyetler’de olmasının payı vardır. Ama felaketlere sadece -izmler üzerinden bakmak çok da sağlıklı olmasa gerek. 

Ez cümle, dizi belli dinamikleri bir şekilde tetikledi ama bunu gerçekten istedi mi orası malum. En azından benim beş saatlik seyir deneyiminde bunları almadım. Belki en doğrusu budur, izlemek ve keyif almak.