The National: I Am Easy To Find

Müzik

I Am Easy to Find, 20 yıllık ömründe The National için yeni bir başlangıç olabilir. 16 şarkı içerisinde bir birinden ayrık duran, başka bir albüme geçmiş hissi veren şarkılarda mevcut. Kendilerini yenilemiş, farklı bir forma sokma konusunda dertleri olmayan The National yılın en iyi albümlerinden birine imza atmış durumda.

Müzik aleminde The National’in yerinin güçlü olduğu kesin. Grup, üretme konusunda çok fazla zamana ihtiyaç duymuyor. İki yıl aradan sonra 8. LP’leri I Am Easy to Find’i yayınladılar. Albüm, 16 şarkı 63 dk civarı uzunluğu ile grubun en uzun albümü durumda. Şarkıların çoğunun söz yazarlığını Matt Berninger ile eşi Carin Besser yapmış. Bir şarkının tamamı ise albümün yapımcısı olan Mike Milles’e ait.

Yönetmen olan Mike Milles’in gruba dahil olması ve albümün yapımcılığını üslenmesinin de ilginç bir öyküsü var. Mike Milles, Matt Berninger ile iletişime geçerek bir kliplerini yönetmek istiyor. Berninger, şimdilik bunu yapmayalım, ileride başka işlerde yaparız diyerek konu kapanıyor. Matt Berninger, Milles’e 12 şarkı gönderiyor ve neler yapabileceğimize baktık diyor. Milles bunun üzerine bir film yapmaya karar veriyor. İşte böylece ortaya I Am Easy to Find adında bir albüm ve kısa film çıkıyor.

Film 2018 Mart’da tamamlandı. Bu sıralarda grup uzun süreli bir turun tam ortasındaydı.Her iki tarafta ayrı ve birlikte çalışarak albümü 2019’un Mayıs ayında tamamladı.

Albümün tek ayrıntısı Mike Milles’in yapımcı olması veya çok uzun olması değil. Ayrıca albümde Matt Berninger’in sesine eşlik eden bir çok isim de mevcut. Lisa Hannigan, Gail Ann Dorsey, Sharon Van Etten, Kate Stables , Mina Timble ve Eve Owen gibi bir çok isim albüme vokal yapmış durumda. Bu sadece Matt Berninger sesini duymak isteyenler için üzücü bir şey olabilir ama hayal kırıklığın geçici olduğu kesin.

Berninger’e “Hey Rosey” ve “You Had Your Soul With You” şarkılarında müthiş sesi ile eşlik eden Gail Ann Dorsey ve “Where Is Her Head” şarksında eşlik eden Eve Owen’in kaotik sesi size bambaşka bir grup dinliyor hissi verebilir. Ama bu anlarda liderlik eden Matt Berninger sizi tekrar toparlıyor. Albüm, 20 yıllık ömründe The National için yeni bir başlangıç olabilir. 16 şarkı içerisinde bir birinden ayrık duran başka bir albüme geçmiş hissi veren şarkılarda mevcut. Albümde ki “I Am Easy to Find” ile albümen yıldızı olan “Light Years” ayrı dünyaların şarkısı gibi dursalar da, ortak bir paydada buluşuyorlar. Grup özelinde Aaron Dessner’in piyanosunu es geçmemek lazım. Indie rock adına inanılmaz bir yere sahip olduğuna ekleyelim.

Kendilerini yenilemiş, farklı bir forma sokma konusunda dertleri olmayan The National yılın en iyi albümlerinden birine imza atmış durumda. Bir şans verirseniz, belki sizi de şaşırtabilir.

Vampire Weekend: Father of the Bride

Genel

Father of the Bride, grubun bundan önce çıkardığı Modern Vampires of the City seviyesinde değil belki ama ona çok uzakta değil. Father of the Bride, maceracı, tuhaf, neşeli ve kuşkusuz tanıdık bir Vampire Weekend albümü.

Vampire Weekend adını ilk duyduğum zaman, mesafeli davrandığı mı hatırlıyorum. 2008’de ilk albümü yayınlandığında etraf vampirli kitaplardan,dizilerden, filmlerden geçirmiyordu. Vampire Weekend’de bunun müzik ayağı gibi düşündüğümü hatırlıyorum. İyi ki bu kötü algı New York’lu grup ile tanışmama engel olmamış. Ezra Koenig öncülüğünde ki grubun 4. albümleri Father of the Bride mayıs ayı başında yayınlandı. Albümün gelmesi 6 yıl sürdü. Bu uzun bir süre. İlk üç albüm sonrası burada kalmaları bile yıllarca hatırlanmaları, festivallerde önlerde yer almaları için yeterli olacaktı. Father of the Bride ile de hak ettikleri yer olan bir numaraya yerleştiler.

Albümün bu kadar uzun sürmesinde şüphesiz Ezra Koenig’in müzik dışında başka uğraşlar edinmiş olması da etken. Albümün 1 yıl önce çıkması bekleniyordu. Koenig bu sırada dikkatini Netflix için bir anime dizi yapmak için harcadı lakin bu konuda çokta başarılı olamadığı gördük ve asıl sahasına geri döndü. Father of the Bride, grubun bundan önce çıkardığı Modern Vampires of the City seviyesinde değil belki ama ona çok uzakta değil. Father of the Bride, maceracı, tuhaf, neşeli ve kuşkusuz tanıdık bir Vampire Weekend albümü.

Albüm 18 şarkıdan oluşuyor ve 58 dk sürüyor. Uzun bir yolculuğa çıkıyoruz ve bir çok durağa uğruyoruz. Albümün liste başı This Life, en çok sevilen şarkı oldu. Oldukça akıcı bir şarkı.. Albüm içinde en ayrık duran şahsen benim favorim olan karşı “Sunflower”. 70’lerin prog rock tınıları taşıyor. Dile dolanan “boo-ba-doo-ba-doo” kısmı ve koro eşliğinde geçilen şarkı Vampire Weekend için bir ilk olabilir. Şarkıda Steve Lacy düetini de unutmak lazım.

Sunflower dışında 18 şarkı içinde beş şarkı düetlerden oluşuyor. Üç şarkıda HAİM grubundan Danielle Haim’in sesi var. Albüm bir çok tarz arasında gidip geliyor. “Unbearably White” afro-karayipli tınıların da dolaşırken, “Spring Snow” da ise latin tınılarını duyuyoruz. “Married In A Gold Rush” ise Danielle Haim ile yapılan en akıcı ve tanıdık şarkılardan biri.

Bu kadar beklemeye değer miydi.. Bunun cevabı herhalde herkese göre değişir. Ekip tam olarak bıraktıkları yerin üzerine çıkmıyor ama oradan da yokuşa vurmuyor. Biraz uzun bir albüm, belki dağınık lakin beklentileri karşıladığını söylemekte yanlış olmaz. Vampire Weekend’i bu yaz daha çok duymaya devam edeceği ve daha çok festivalde önlerde yer alacaklar.

Cage the Elephant: Social Cues

Genel

Social Cues, zor günler geçiren Matt Shultz’in acısını, kasvetini, karanlığının bütün izlerini taşıyor ve bu sefer başka bir deneyim sunuyor.


Kentucky çıkışlı rock grubu Cage the Elephant’ın ülkemiz de tam olarak yeri nerede kestirmek zor. Keza en büyük muadilleri olan Arctic Monkeys’in ülkemiz de ciddi bir alıcısı mevcut. Herhalde bizim için “indie rock İngiltere’den alınır” düşüncesi var. Buna mukabil Cage the Elephant ülkesinde rock müzik adına ciddi bir yerde ve yaptıkları da merak konusu.

İlk albümünü 2008 yılında çıkaran grubun, beşinci stüdyo albümü Social Cues yayınlandı. Yedi yılda dört albüm çıkaran, üretken bir grup iken 2015’den sonra albüm yapmalarını baya uzun bir süre kuşkusuz. Bunda en büyük etki grubun solisti –her şeyi– Matt Shultz’un eşinden boşanması. Bu durumun Matt’i çok fazla etkilediğini söyleyen bir dedikodu iken bu albüm ile gerçeğe dönüyor. Social Cues, grubun en iyi işi değil ama Matt Shultz özelinden en kişisel işi denebilir. Bununla birlikte çok fazla üzerinde düşünülmüş hatta robotlaşmış bir albüm.

Albüm ilk şarkısı Broken Boy, kusursuz bir Cage the Elephant şarkısı. Neşeli ve enerjik. 1960’ların rock şarkılarına gidip gelen sade ritimler ile donatılmış. Albümün ikinci parçası olan ve albüme de adını veren Social Cues ile Matt’in kişisel yolculuğu başlıyor. Ünlü olmanın durumlardan söz edip bunu House of Glass ile devam ediyor. House of Glass, kendi gözümde albümün en iyi şarkılarından biri. Biraz ürpertici ve rahatsız edici, havasına teslim olmamak elde değil.

Matt Shultz’un yedi yıllık evliliğin izleri hissettiğimiz şarkılardan biri de What Am I Becoming?. Albümün karanlık ve kasvetli şarkılarından biri. Albümün bitiren ve yıldızı olan şarkı ise Goodbye. Goodbye, Matt’in evliliğine yazdığı bir balad gibi duruyor. Albümün temasını en iyi anlatan şarkı olarak sona konulması şüphesiz tesadüf değil. Bu durum bile albümün ne kadar ince işlendiğin bir sonucu. Night Running, albümün tek düetini içeriyor. Beck ile yapılan düetten çıkan şarkı, oldukça Beckvari. Tokyo Smoke’u da biraz ayırırsak albümün diğer şarkıları kesinlikle kötü değil lakin aman aman da değil. Zaten albümüm en belirgin durumu da bu evet iyi albüm ama Cage the Elephant için ne kadar iyi.

Matt Shultz’un geçmiş albümlerde olan enerjisi, tepinmeleri inişleri-çıkışları bu albümde yok. Alabildiğince kasvet,acı ve karanlık var. Cage the Elephant için bunlara hazır olmayanlar için tam olarak nerede konumlanacağına karar vermek kolay değil. Bunu Matt Shultz kişisel albümü olarak bakmak daha iyi olacaktır. Cage the Elephant’ın dünya rock alemi için vereceği daha çok şey var.